
Bugün, tam da bugün…
Islak ve soğuk bir İç Anadolu kentinin sabahına daha uyanılamamış cumartesisinde..
Belki de milyon kez milyon hikaye ile üzerine basılmış tozlu yolların, yılların, anıların kesiştiği, heyecandan durmak üzere olan kalbim, tutmayan dizlerim ve çoktan yitip gitmiş aklım ile sana gelirken yolunu kaybettiğim bir lise önünde.. Kokunu ilk içime çektiğim, sarıldığım, gözlerine daldığım, ellerini tuttuğum ve seni ilk öptüğüm tarihin 3.senesi…
Yoksun…
yoksun... umurumda bile değil
başucumda resmin hala duruyor
yoksun... defterimdeki yazın hiç silinmedi
eşiğimdeki ayak izin, her gün gelişin
gözlerimce gidişin hiç bilinmedi.
Seninle, o en son gün…birbirimizi son görüşümüz, sesimizi son duyuşumuz olan, sabahına kokumuzla ve seni seviyorumlarla başladığımız o gün.. en son seyrettiğimiz filmin Eternal Sunshine Of The Spotless Mind olması kaderin acı bi cilvesi mi bilinmez ama bilimin tez vakit bu kadar ilerlemesi en büyük duam şu sıra..ama gel gör ki ne zaman o kadar hızlı ne de canına yandığımın bilimi.
yoksun... umurumda bile değil
dudağımda adın şiir oluyor
yoksun... ezberimdeki sevdan hiç okunmadı
eşiğimdeki ayak izin, hergün gelişin
yüreğime gidişin hiç dokunmadı.
Unutmak, unutmayı istemekle ne kadar doğru orantılı bilmiyorum ama kişisel tarihimin yazılı olduğu sayfalarda adın geçmesin istiyorum artık hiçbir biçimde. Oysa ki bunu isterken hala her kalp atışım, her nefes alışım adınla bir tınlıyor kulaklarımda.
varsın böyle geçsin yalancı günler
varsın canımı alsın yine yalnızlık
kokunu verirken vazomda güller
yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık.
Hiç olmadığı kadar mutlu olan bir insanı ancak aynı kişi hiç olmadığı kadar üzebilirmiş meğerse. Yaşamadan bilemiyor insan. Keşke sonunda ne olursa olsun bu mutluluk için her şeye değerdi diyebilecek olgunluğa erişmiş bir kadın olabilseydim... oysa şimdi elimde sadece kelimelerin ve gülüşün kaldı bir fotoğraf karesine hapsedilmiş… tek avuntum gözlerinde bana bakan o ışıltı..
Yoksun…
Umurumda bile değil…
Yastığımda kokun hala duruyor…
görsel
5 Kasım 2008 Çarşamba
REMEMBER REMEMBER THE FIFTH OF NOVEMBER
30 Ekim 2008 Perşembe
GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞMÜŞ

İki soru, İki cevap...
esas kız : deniz kızlarının anlattıkları masallar hala gerçek mi sence?
esas oğlan : yalan, onlar hep yalan söylemişler. Kendileri de yalanmış...
esas kız : doğru ne ki?
her ayağa kalktığımızda düşmek mi?yoksa dizimizdeki yara kabuklarını kanatarak çekip koparmak mı?
büyümek mi? büyütmek mi?
gerçek, aslında adına mutluluk dediğimiz oyunlar oynamak mı?yoksa bunlara inanmak mı?
bugüne dek doğru bildiğin ne yanıltmadı ki seni?
hayat, taşların sürekli yer değiştirmesinden ve senin de buna bir ömür haala şaşırabiliyor olmandan ibaret değil mi zaten?
yoksa ustanın dediği gibi ömrümüzce sürecek bir yalana mı inanmak lazım....
ben bi ülke biliyorum...deniz fenerinin ucunda başlıyor giriş kapısı...
hiç söylenmemiş güzellikte cümleler gizli orda...
gördüm...
yolunu kaybettiysek bu o ülkenin suçu mu?
ya kilitlenmiş kirpiklerinin çözüldüğü an gördüğün...?
esas oğlan : nasılsın , nerelerdesin.. Hayat nasıl ...
esas kız : iyi diyelim iyi olalım mukabilinde polyannavari bir türkü tutturmak ister deli gönül de... hani umut umut da nereye kadar:)
ikametgah senedi dedikleri muhtarkazancı istanbul der de ayaklarımı bastığım toprağa..ya başımdaki bulut?
hayat?
insanı evire çevire düzen bişeydir hayat demişti bi zamanlar sigarasını izmaritine kadar içen bir arkadaşım..bense kırık şişeden içtikçe şarabı yakıştırmaya çalışıyorum kendime yüzümdeki kesikleri...
çok mu taklalı cümleler oldu usta?
"ben burdayım, en son gördüğün yerde, hayat da her zamanki gibi boktan" gibi düz bi cümle daha mı güzel yoksa...
----------------------------------------------------
hiç bir masal gökten üç elma düşmeden bitmemeli..
yok illa kötü bitecekse de en azından olabilecek en kötü şey, elmalardan birinin terkedilenin kafasına düşüp hafıza kaybına yol açması olmalı.
budur.
görsel
HER YANIMIZ ÇILGIN

Epeydir kişisel sitelerde ya da bloglarda, profillerde filan gözüme çarpan ve hatta artık beni tırmalayan bi durum giderek salgın halini mi almakta nedir.
insanlar kendilerini tarif ederken "çok çılgınım ben tımam mıaaa..normal değilim, deliyim, dilliyim, düdüğüm" gibi komik cümleler kurmaktalar.
ulan "çılgın" tabiri - hem de böyle üzerine basa basa- bi insanın kendini tanımlama biçimi olabilir mi gerçekten deliyse o kişi? ahahaha garibim yaa..yemişim senin çılgınlığını ben. normal olmanın tanımını reddederken kendini tam da göbek deliğine sokuyosun şu halde nasslaaa dediğin durumun.
canlarım benim ya. bakın size ne diyeceğim?
saçları kırmızıya boyatmak, gece dışarda kızkıza içip sarhoş olmak,aklına ilk geleni söylemek hatta patavatsızlık yapmak, birilerini göt etmede master derecesini zorlamak çılgınlık yapmak ya da normal olmamak değildir. hatta bunların hepsi aksine, çok normal olarak teenage halet-i ruhiyesinin birebir tanımıdır. üstelik sen kazık kadar olmana rağmen bu halet-i ruhiyeyi taşıyorsun ki vah bana vahlar bana.
ah benim saman kafalı kızım, normal diilim diiliieeemmm diye ortalara atacağına kendini, kafatasının içine yerleştirilmiş gri hücreli yumuşak süngersi dokuyu nasıl kullanacağını öğren ki hakikaten süngerden bi farkı olsun da sana sağa sola yaptığın "deliyim ben çok çılgınım" pıskırmalarının dikkatini çekmek istediğin kimi kimselerce "hay salak yaaa" diye yorumlandığını ayırt etme yeteneğine kavuş.
oysa ki bilmiyosun işte. senin kafandaki tanımla tam da ters orantılı olarak aslında tam da "bu devirde" dantel ören, nakış işleyen ve hatta hala pembe dizi seyreden kızlar çılgın.
senin yaptığını herkes yapıyor kuzum. sen kırıp kıçını bi iğne oyası yapabiliyor musun ondan haber ver çılgınım benim.
görsel
28 Ekim 2008 Salı
AYIPTIR YAHU!!
sen sapla samanı ayıramayan zihniyetin cahil cühela köşe tutucusu!
ne zaman ki adam olacaksın, o zaman günyüzü göreceğiz...
gel gör ki ne buna ömrümüz yetecek ne de oh be diyebileceğiz sayende!
haydi durma. daha çok işin var.
bak kapatılacak milyonlarca site seni bekliyor!
oyalanma!
işe yara!
10 Ekim 2008 Cuma
GELMELER, GİTMELER..DAHA NELER NELER..

Şimdi.
gelin anlaşalım. 25 yaşını geçen herkes 30 lara yaklaştıkça bir türkü tutturmaya başlar :
"tası tarağı toplayıp gitmeli buralardan.."
sadece metropol yaşantısının sıkıntıları mı bunu söyleten yoksa küçük şehir yaşayanları da mı aynı hezeyan içerisinde merak ediyorum.
arkadaşlar kabul edin. boş konuşuyoruz. hatta sadece konuşuyoruz.
bir nevi sesli hayal de diyebiliriz.
kaçınız gitti "buralardan"?
ben de aynı şarkıyı söyleyen ama o gitmeleri bir türlü gerçek edemeyenlerdenim.
ama en azından kendi beceriksizliğimin ya da basiretsizliğimin farkındayım:)
hani vardır ya "umut işte, o da olmasa bla bla..." ooeehh.. boşverinnnnn..
laflıyoruz işte maksat ego yumuşasın, yapabilirlik edebilirlik dürtülerimiz hala işlevsel olduğuna inansın, yarına uyanmaya sebep olsun, kendimizden ümidi kesmeyelim işte maksat.
giderek o kadar inandırıcılıktan uzak hayallere dönüşmekte ki ortam geyiği halinde birbirimize gaz verir durumdayız.
kimse nasılsa hayatından memnun değil ve hep birileri başka birilerinin o çok istediği hayatı yaşıyor her nasılsa "adam yapmış işte.." örneklerimizde. biz de salya akıtarak "ulan ben de yapıcam bi gün" hevesiyle kendi beyiniçi filmlerimizde başrol oynuyoruz durmadan. bunla da tatmin oluyoruz.
ne gitmesi ne gelmesi sen olduğun yerde bi dik duramıyorsun ki kendini arafa sıkıştırıp daha da eziyet ediyorsun demiyoruz birbirimize. yani her zamanki gibi "yine" aslında birbirimizi kandırıyoruz.negzel! toplu halisünasyon bunun gibi bişii olsa gerek.
uyan ey ahali!
kimsenin bi yere gittiği yok. öyle bi kaç sene para biriktirip, nebliim işte evi barkı satıp, işi bırakıp "bi balıkçı kasabasına", "küçük bi sahil köyüne" filan yerleşeceği yok kimsenin.
sağda solda "bankacı karı-koca işi gücü bırakıp bilmemne köyünde pansiyon açtı aman da nası mutlular bi gör yani" haberlerini okuyup okuyup kendini gaza getirme, binde bir onlar.
ve topluca iğrenç işlerimizde, gereksiz sosyal aktivitelerimiz ve çoğundan hazzetmediğimiz arkadaşlarımızla şişirme mutluluk oyunlarına devam!
hadi hadiiiiiiii:)
görsel
9 Ekim 2008 Perşembe
ARTIK ZAMANIDIR
yeterince bekledik olan bitenin beynimizde birikmesini öyle ya.sözler harfe dökülmeli, harfler yazı olup belirmeli artık.
e ne duruyoruz?
başlayalım o zaman:)




